İlhan Selçuk 21 Haziran 2010 günü hayatını kaybetti...akp hükümeti ölmesi için çok uğraştı, belki tabanca alıp vurmadılar, bomba koymadılar arabasına fakat "hüzünlü bir yürek bir mermi gibi öldürebilir."
Düşüncelerimin oluşumunda katkısı olan İlhan Selçuk teşekkür ederim.
Suçlandığı iddianameye Uludağ Üniversitesinde yaptığı konuşmayı da suç unsuru olarak eklemişler. Bu zihniyete ne denir?
...
‘Yaşamak her haliyle yaşamak, yaşamanın bilincine varmaktan geçer. Yaşamanın bilinci de Aydınlanma’dan geçer. Aydınlanmamış bir insan yaşayamaz. Çünkü yaşadığının bilincine ancak aklıyla varabilir insan… Aydınlanmayı özümsemek zorundalar, yoksa yaşadıklarının farkına varamazlar. Günlük hayatımızın içindedir Aydınlanma.
Diyelim ki arkadaş seçeceksiniz… Acaba şu anda Afganistan’da işte o çuvalın içine girmiş bir kadınla arkadaşlık etmek mümkün mü? Ya da kara çarşafın içine girmiş, bir diyalog kuramazsınız. Ya da erkek olsun, insan o kara kaplı kitaba göre düşünmeyi yaşamak sanıyorsa yaşamıyor demektir. O öteki dünyaya şartlanmış bu dünyaya değil…
Şimdi peki biz eğer bütün yaşama olanaklarım günah mıdır, sevap mıdır, acaba günah mı işliyorum? diye gözden geçirirsek ve sürekli günahların dünyasında yaşamaya devam edersek acaba yeterince yaşayabilir miyiz? Siz gençler bir seçim karşısındasınız ve bu seçimi yapmanız için düşünmeniz gerekir… Bakın Afganistan’a gittiğiniz zaman birtakım insanlarla tartışmak olanağını yitirirsiniz.
Çünkü o kara kaplı kitaba göre düşünüyor, hayatı orada görüyor, hayatına yön veren o kara kaplı kitaptır ama hayatı yaşamak için de insanın düşünebilmesi gerekir, düşünebilmesi için de mantığı bellemesi gerekir. Mantığı bellemesi için de zaman denen şeyi, süreç denen şeyi kabul etmesi gerekir. Zamanı kabul ettiğiniz zaman, evreni kavramaya başlıyorsunuz demektir. Buna da tarih deniyor. Tarih nerden başlar? Acaba Adem ile Havva cennetten kovulup da dünyaya gelmesiyle mi başladı? Yoksa başka bir şekilde mi başladı…
İnsan böyle bir evrimle insan olmuş, vaktiyle bugünkü insan değilmiş, yani Aristo mantığında “insan insandır. Ya insandır ya da değildir” gibi bir mantığa ulaşabiliriz. Ama fosillere baktığımız zaman şunu görüyoruz insanın böyle bir sürüngenlikten çıkıp da iki ayak üzerine gelinceye kadar geçen tarihsel zaman kim bilir kaç milyon yıl.
Bir “an” düşünün bir de birkaç milyon yıl düşünün! Ve arkadaşlar insan, insansı insan dört ayak üzerinde yürürken, tarihin bir döneminde yaşarken içlerinden bir tanesi iki ayağının üzerine dikilmiş…
Bir insan sürüsü ovada ve dört ayak üzerinde içlerinden bir tanesi ayağa kalkıyor, onun fosillerini bulmuşlar, ona “pitekampropus erectus” diyorlar. Erectus dikilen, ayakta duran demek… İşte o ayağa kalkan insanı muhakkak parçalamışlardır. Çünkü düzene aykırı davrandı. Ama insan öyle insan oldu. Hep baş kaldırarak…
Tarihi başından sonuna saydamlaştırmak gene insan aklının ürünüdür… Şunu düşünelim, diyelim ki biz Aydınlanma’nın ne demek olduğunu bilmek istiyorsak insanın insanlaşması yolunda en büyük devrimdir diye niteleyebiliriz. Deriz ki ilmin dinden bağımsızlaşmasıdır, insanın da laikliğe kavuşmasıdır. Bu kadar basit…
Burada on binlerce insanın yaşadığı üniversitede eğer hayatı güzelleştirmek istiyorsanız Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türkiye’ye kazandırdığı Aydınlanma’nın beyinsel gözeneklerinize işlemesi gerekir, bunun başka bir yolu yoktur. Çünkü dünyada kabul edilen budur. Eğer o aydınlanma yasaları T.C.’de geçerli olursa o kadını çarşafa sokup köleleştiren o kocanın ya da erkeğin de buna saygı duyması gerekir, buna saygı duydukça kendi eşine saygı duymuş demektir.
Bırakın onu kendi insanlığına saygı duyması demektir. Bunun demokrasisi yok, “Örtüneceğim” diyen kadının demokrasi ile insan hakları ile falan en küçük bir ilişkisi yoktur. İnsan özgür olacaksa, eğer kadın özgür olacaksa saçlarını rüzgârda savurabilmeli. Saçlarını rüzgârda savuramayan bir kadın özgür değildir, o bir hapishanenin içindedir…
Siz bu hayatın içinde sadece kendi geleceğinizi değil çocuklarınızın da geleceğini sağlamak için bu Atatürk düşmanlarıyla Mustafa Kemal’e kan davası güdenlerle bu karanlığın şeytanlarıyla bu zavallı aklını kullanamayan kişilerle mücadele etmek zorundasınız.
Laiklik için, Cumhuriyet için, Atatürk için, demokrasi ve insan hakları için mücadele etmek zorundasınız... Yoksa birileri gelir sizleri de Ortaçağ yaratıklarına çevirir…’ şeklindeki konuşması sonrasında sorulan Amerika emperyalizmin bütün kollarını giderek uzattığı günümüzde Afganistan’la kendi belirlediği birkaç ülkeye savaş ilan ediyor, bunu nasıl yorumluyorsunuz şeklindeki soruya ‘Emperyalizm diye bir şey var, bakın 20. yüzyılda 2. Dünya Savaşı ortaya çıktı, bunlar neden çıktı? Tabii ilkel insanlar savaşırlar değil mi?
Tarihte gördüğümüz o. Ama savaş gelişmişlerin ürünü oluyor. 1. Dünya Savaşı çıktı, 10 milyon insan öldü. Avrupa’da 2. Dünya Savaşı çıktı, 40 milyon insan öldü. Nasıl oluyor bu? Dünyayı paylaşmak istiyorlar. İnsanın hırsı sonsuz. Bunlar Aydınlanmış insanlar onu da söyleyeyim. İnsanın Aydınlanma’yla da her şey bir çözüme ulaşmış değil.
Aydınlanma’dan sonra da bir de SOSYALİZM var. Konuşmadık bugün. İnsanların ürettiklerini hakça paylaşmaya razı olmaları diye bir erdem, bunun adı sosyalizm, öbürünün adı kapitalizmdi…’ şeklinde cevap verdiği başka birisinin günümüz koşullarında değerlendirdiğimizde devrimi tanımlar mısınız ve bizler bu devrimin neresindeyiz şeklindeki soru üzerine ‘Devrim anlık bir şey değil, Fransız Devrimi için 1789 derler, bizde de 1923 devrimdir…
Devrim devam ediyor. Eğer 1923 Devrimi’nden yanaysanız yeriniz bellidir, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yanıdır. Karşıdevrimciler...
Karşıdevrimcilere karşı devrimi sürdürmek çok zor, çünkü o demokratik içerik içinde sürdürmek çok zor… Şimdi şu anda devrim devam ediyor, siz o devrimin heyecanını duyuyor musunuz ona bakın. Bakın içimizde 68’liler var, onlar devrimin heyecanını duyuyorlar… Ben diyorum ki Aydınlanma bilimin dinden, insan aklının da her şeyden özgürleşmesi demektir…’ şeklinde cevap verdiği, başka bir soru üzerine “…68’li gençleri ne zaman buldu?
Yeryüzünde sosyalizmin yükselişi bütün insanlık yeryüzünde sosyal adalete kavuşacak diye bir heyecan dalga dalga ortalığı sararken Sovyetler’de, Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de… 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Asya’da ve Afrika’da böyle bir dalgalanma oluyordu, o sırada Türkiye’deki gençlikte o rüzgârlar içinde rüzgârlandı.
Sonra tersine bir şey geldi kapitalizm ve Amerika’nın tam egemenliği… Aydınlanmanın bilincine varmayan insanın mutlu olması mümkün değil…’ şeklinde cevap verdiği, başka bir dinleyicinin “Anadolu Cumhuriyet modelini benimsedi mi, yoksa Anadolu’ya benimsetildi mi?” şeklindeki soruya “…Arkadaşlar bakın, 1923-2001 şimdi Cumhuriyeti biz benimsedik. Anadolu benimsemiştir arkadaşlar Cumhuriyeti. Anadolu’da Cumhuriyeti yıkmak için çok oyunlar sahneye konuldu.
Bunlardan biri irtica biri terör…’ şeklinde cevap verdiği, başka bir dinleyicinin demokrasi mi Cumhuriyet mi daha öncelikli şeklindeki soruya “İngiltere krallık ama demokrasi, ne yapmışlar ama o krallığın yetkilerini sıyırmışlar, din devletini dışlamışlar, krallık göstermelik, törensel olarak duruyor ama memleketi onlar yönetmiyor. İranda Cumhuriyet ama demokrasi var mı; din devleti, ortaçağ devleti, kavramları birbirine karıştırmayalım. En büyük demokratik devrim bütün Türk tarihinde İslam dünyasında 1923 Aydınlanma Cumhuriyet Devrimi’dir. O demokrasidir arkadaşlar. Cumhuriyet ile demokrasi karşı karşıya değildir. Çünkü din devletini yıkmış, kadına özgürlük vermiş yani en büyük demokratik devrimdir. Çok partili rejimden sonra bu olay çıktı ortaya…’ şeklinde cevap verdiği, bir dinleyicinin “Aydınlanmanın din adamlarını, kiliseyi geçersizleştirdiğini söylüyorsunuz, Aydınlanma din adamları yerine bilim adamlarını, bilimi getirdi, değişen ne oldu? İnsanı sadece bilimsel kanıtlarla açıklamak yeterli mi, psikolojik ve sosyolojik yönü yok mu, postmodernizm hakkında ne düşünüyorsunuz?” şeklindeki sorusuna “Postmodernizm hakkında iyi şeyler düşünmüyorum ama yaşanan bir evredir…
Aydınlanmanın arkasından gelecek olan şey, bir sosyal adalete hakça düzene dönüşmektir. Ama irticaya tekrar dönüşürseniz o başka bir olay, ikisini birbirine karıştırmamak gerekiyor. Şu anda Türkiye’de en büyük sorun Amerika’nın da desteğiyle, irtica oldu. 68’li gençler, Türkiye’de sosyalizmi kurmak için yola çıktılar. Sosyalizm neydi arkadaşlar? Emeğin hakkını vermek, alın teri toplumu kurmak, hakça bir düzen oluşturmaktı. …Ben insanım, yurttaşım demenin aydınlığı ve özgürlüğü varken insanlar neden kul olmayı tercih ederler.’ şeklinde cevap verdiği görülmüştür.”
Diyelim ki arkadaş seçeceksiniz… Acaba şu anda Afganistan’da işte o çuvalın içine girmiş bir kadınla arkadaşlık etmek mümkün mü? Ya da kara çarşafın içine girmiş, bir diyalog kuramazsınız. Ya da erkek olsun, insan o kara kaplı kitaba göre düşünmeyi yaşamak sanıyorsa yaşamıyor demektir. O öteki dünyaya şartlanmış bu dünyaya değil…
Şimdi peki biz eğer bütün yaşama olanaklarım günah mıdır, sevap mıdır, acaba günah mı işliyorum? diye gözden geçirirsek ve sürekli günahların dünyasında yaşamaya devam edersek acaba yeterince yaşayabilir miyiz? Siz gençler bir seçim karşısındasınız ve bu seçimi yapmanız için düşünmeniz gerekir… Bakın Afganistan’a gittiğiniz zaman birtakım insanlarla tartışmak olanağını yitirirsiniz.
Çünkü o kara kaplı kitaba göre düşünüyor, hayatı orada görüyor, hayatına yön veren o kara kaplı kitaptır ama hayatı yaşamak için de insanın düşünebilmesi gerekir, düşünebilmesi için de mantığı bellemesi gerekir. Mantığı bellemesi için de zaman denen şeyi, süreç denen şeyi kabul etmesi gerekir. Zamanı kabul ettiğiniz zaman, evreni kavramaya başlıyorsunuz demektir. Buna da tarih deniyor. Tarih nerden başlar? Acaba Adem ile Havva cennetten kovulup da dünyaya gelmesiyle mi başladı? Yoksa başka bir şekilde mi başladı…
İnsan böyle bir evrimle insan olmuş, vaktiyle bugünkü insan değilmiş, yani Aristo mantığında “insan insandır. Ya insandır ya da değildir” gibi bir mantığa ulaşabiliriz. Ama fosillere baktığımız zaman şunu görüyoruz insanın böyle bir sürüngenlikten çıkıp da iki ayak üzerine gelinceye kadar geçen tarihsel zaman kim bilir kaç milyon yıl.
Bir “an” düşünün bir de birkaç milyon yıl düşünün! Ve arkadaşlar insan, insansı insan dört ayak üzerinde yürürken, tarihin bir döneminde yaşarken içlerinden bir tanesi iki ayağının üzerine dikilmiş…
Bir insan sürüsü ovada ve dört ayak üzerinde içlerinden bir tanesi ayağa kalkıyor, onun fosillerini bulmuşlar, ona “pitekampropus erectus” diyorlar. Erectus dikilen, ayakta duran demek… İşte o ayağa kalkan insanı muhakkak parçalamışlardır. Çünkü düzene aykırı davrandı. Ama insan öyle insan oldu. Hep baş kaldırarak…
Tarihi başından sonuna saydamlaştırmak gene insan aklının ürünüdür… Şunu düşünelim, diyelim ki biz Aydınlanma’nın ne demek olduğunu bilmek istiyorsak insanın insanlaşması yolunda en büyük devrimdir diye niteleyebiliriz. Deriz ki ilmin dinden bağımsızlaşmasıdır, insanın da laikliğe kavuşmasıdır. Bu kadar basit…
Burada on binlerce insanın yaşadığı üniversitede eğer hayatı güzelleştirmek istiyorsanız Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türkiye’ye kazandırdığı Aydınlanma’nın beyinsel gözeneklerinize işlemesi gerekir, bunun başka bir yolu yoktur. Çünkü dünyada kabul edilen budur. Eğer o aydınlanma yasaları T.C.’de geçerli olursa o kadını çarşafa sokup köleleştiren o kocanın ya da erkeğin de buna saygı duyması gerekir, buna saygı duydukça kendi eşine saygı duymuş demektir.
Bırakın onu kendi insanlığına saygı duyması demektir. Bunun demokrasisi yok, “Örtüneceğim” diyen kadının demokrasi ile insan hakları ile falan en küçük bir ilişkisi yoktur. İnsan özgür olacaksa, eğer kadın özgür olacaksa saçlarını rüzgârda savurabilmeli. Saçlarını rüzgârda savuramayan bir kadın özgür değildir, o bir hapishanenin içindedir…
Siz bu hayatın içinde sadece kendi geleceğinizi değil çocuklarınızın da geleceğini sağlamak için bu Atatürk düşmanlarıyla Mustafa Kemal’e kan davası güdenlerle bu karanlığın şeytanlarıyla bu zavallı aklını kullanamayan kişilerle mücadele etmek zorundasınız.
Laiklik için, Cumhuriyet için, Atatürk için, demokrasi ve insan hakları için mücadele etmek zorundasınız... Yoksa birileri gelir sizleri de Ortaçağ yaratıklarına çevirir…’ şeklindeki konuşması sonrasında sorulan Amerika emperyalizmin bütün kollarını giderek uzattığı günümüzde Afganistan’la kendi belirlediği birkaç ülkeye savaş ilan ediyor, bunu nasıl yorumluyorsunuz şeklindeki soruya ‘Emperyalizm diye bir şey var, bakın 20. yüzyılda 2. Dünya Savaşı ortaya çıktı, bunlar neden çıktı? Tabii ilkel insanlar savaşırlar değil mi?
Tarihte gördüğümüz o. Ama savaş gelişmişlerin ürünü oluyor. 1. Dünya Savaşı çıktı, 10 milyon insan öldü. Avrupa’da 2. Dünya Savaşı çıktı, 40 milyon insan öldü. Nasıl oluyor bu? Dünyayı paylaşmak istiyorlar. İnsanın hırsı sonsuz. Bunlar Aydınlanmış insanlar onu da söyleyeyim. İnsanın Aydınlanma’yla da her şey bir çözüme ulaşmış değil.
Aydınlanma’dan sonra da bir de SOSYALİZM var. Konuşmadık bugün. İnsanların ürettiklerini hakça paylaşmaya razı olmaları diye bir erdem, bunun adı sosyalizm, öbürünün adı kapitalizmdi…’ şeklinde cevap verdiği başka birisinin günümüz koşullarında değerlendirdiğimizde devrimi tanımlar mısınız ve bizler bu devrimin neresindeyiz şeklindeki soru üzerine ‘Devrim anlık bir şey değil, Fransız Devrimi için 1789 derler, bizde de 1923 devrimdir…
Devrim devam ediyor. Eğer 1923 Devrimi’nden yanaysanız yeriniz bellidir, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yanıdır. Karşıdevrimciler...
Karşıdevrimcilere karşı devrimi sürdürmek çok zor, çünkü o demokratik içerik içinde sürdürmek çok zor… Şimdi şu anda devrim devam ediyor, siz o devrimin heyecanını duyuyor musunuz ona bakın. Bakın içimizde 68’liler var, onlar devrimin heyecanını duyuyorlar… Ben diyorum ki Aydınlanma bilimin dinden, insan aklının da her şeyden özgürleşmesi demektir…’ şeklinde cevap verdiği, başka bir soru üzerine “…68’li gençleri ne zaman buldu?
Yeryüzünde sosyalizmin yükselişi bütün insanlık yeryüzünde sosyal adalete kavuşacak diye bir heyecan dalga dalga ortalığı sararken Sovyetler’de, Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de… 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Asya’da ve Afrika’da böyle bir dalgalanma oluyordu, o sırada Türkiye’deki gençlikte o rüzgârlar içinde rüzgârlandı.
Sonra tersine bir şey geldi kapitalizm ve Amerika’nın tam egemenliği… Aydınlanmanın bilincine varmayan insanın mutlu olması mümkün değil…’ şeklinde cevap verdiği, başka bir dinleyicinin “Anadolu Cumhuriyet modelini benimsedi mi, yoksa Anadolu’ya benimsetildi mi?” şeklindeki soruya “…Arkadaşlar bakın, 1923-2001 şimdi Cumhuriyeti biz benimsedik. Anadolu benimsemiştir arkadaşlar Cumhuriyeti. Anadolu’da Cumhuriyeti yıkmak için çok oyunlar sahneye konuldu.
Bunlardan biri irtica biri terör…’ şeklinde cevap verdiği, başka bir dinleyicinin demokrasi mi Cumhuriyet mi daha öncelikli şeklindeki soruya “İngiltere krallık ama demokrasi, ne yapmışlar ama o krallığın yetkilerini sıyırmışlar, din devletini dışlamışlar, krallık göstermelik, törensel olarak duruyor ama memleketi onlar yönetmiyor. İranda Cumhuriyet ama demokrasi var mı; din devleti, ortaçağ devleti, kavramları birbirine karıştırmayalım. En büyük demokratik devrim bütün Türk tarihinde İslam dünyasında 1923 Aydınlanma Cumhuriyet Devrimi’dir. O demokrasidir arkadaşlar. Cumhuriyet ile demokrasi karşı karşıya değildir. Çünkü din devletini yıkmış, kadına özgürlük vermiş yani en büyük demokratik devrimdir. Çok partili rejimden sonra bu olay çıktı ortaya…’ şeklinde cevap verdiği, bir dinleyicinin “Aydınlanmanın din adamlarını, kiliseyi geçersizleştirdiğini söylüyorsunuz, Aydınlanma din adamları yerine bilim adamlarını, bilimi getirdi, değişen ne oldu? İnsanı sadece bilimsel kanıtlarla açıklamak yeterli mi, psikolojik ve sosyolojik yönü yok mu, postmodernizm hakkında ne düşünüyorsunuz?” şeklindeki sorusuna “Postmodernizm hakkında iyi şeyler düşünmüyorum ama yaşanan bir evredir…
Aydınlanmanın arkasından gelecek olan şey, bir sosyal adalete hakça düzene dönüşmektir. Ama irticaya tekrar dönüşürseniz o başka bir olay, ikisini birbirine karıştırmamak gerekiyor. Şu anda Türkiye’de en büyük sorun Amerika’nın da desteğiyle, irtica oldu. 68’li gençler, Türkiye’de sosyalizmi kurmak için yola çıktılar. Sosyalizm neydi arkadaşlar? Emeğin hakkını vermek, alın teri toplumu kurmak, hakça bir düzen oluşturmaktı. …Ben insanım, yurttaşım demenin aydınlığı ve özgürlüğü varken insanlar neden kul olmayı tercih ederler.’ şeklinde cevap verdiği görülmüştür.”