'Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır...Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur... Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.'
Mustafa Kemal Atatürk

Cephe Yenileme - Toyo İto




Yer: Barcelona, Spain
Süre: 2003.12~2009.3
Çelik Konstrüksiyon
8 katlı
Arsa Alanı: 555m2
Bina Alanı: 555m2
Toplam Kat Alanı: 4,514m2

Toyo İto

"Bu iş patlak verdi"

Habertürk sitesi pek itibarlı bir site olmamasına rağmen, ret'nin dediklerini aynen yazmış, dinlediğim için kopya ettim. Artık rte nasıl bir ego besliyorsa, TEKEL eylemlerine "bu iş" demiş. İşçilerin hakları olan tazminatlarını verdiği için de aferin beklemiş, 4C diye bir şeyi çıkarmış vs ..
"...Bu süreç aslında 8 gündür devam eden bir süreç değil. Bunun iki yıllık mazisi var. İki yıl öçnce Türk-İş Başkanı olmak üzere, sendika başkanı ve yetkili arkadaşlarla konuştuk. Bu sürecin ertelenmesi ricasında bulundular. Ben de kısa bir süre için erteleyebiliriz ama er ya da geç elimizden çıkacak tasfiyeyi yapacağız dedim. Ve bu süreç iki yıl sürdü. Artık nihai kararı verdik. 10 bine yakın kişi çalışmadan ücret alıyorlar. Durum budur. Kendilerine tazminatları veriliyor. Şu andaki çalışmaları şekliyle bu devlete maliyeti 40 tirilyondur. Şimdi biz burada milletimizin emanetini hakkıyla koruyacaksak burada da 40 trilyon hiç çalışmadan ödeniyor. Şu anda yapılanlar spekülatiftir. Hükümete yönelik, muhalefetin bazı milletvekillerinin de aralarına katılarak şov yapmaları samimiyetten uzaktır. Öncelikle kendini hükümetin yerine koyacaksın. Yılar yılı çalışmadan para verildi, ciddi krizler yaşandı. Her insan ben kendi şirketim olsa bu şirketimde bir insan çalışmıyor veya bu işçiler bana fazla gelmeye başladı dediği zaman iş hukukuna göre verirsin tazminatını çıkarabilirsin. Bunu devlet olarak biz yaparken tazminatlarını verdiğimz gibi 4C diye bir şey çıkardık. Bu kapsamda çalışırsan sana iş verelim. Burada Üniversite mezunlarına, lise, ortaöğretim mezunlarına farklı bir ücret uygulaması yapacağız. Bununla ilgili olarak arkadaşlarıma talimat verdim. O başlatıldı. Bu çalışma devam ederken bu iş patlak verdi. Ankara'da şu uygunsuz, provakatif eylemelerin içine girmek suretiyle muhalefette olan siyasilerin bu tür eylemleri yapmalarını doğru bulmuyorum. Arkadaşlarımız ücretleri ilgili çalışmalarını yapıyorlar. 1 hafta içinde bu çalışmalar da biter. Tüm TEKEL işçilerinin geldikleri yere dönmelerini ve bu tür oyunlara gelmemelerini diliyorum..."

Emekçiler



Bu kadar yalan dolandan tiksinç olmaya başladı artık! Her konuda ve her olayda hilekâr davranan hükümet ve destekçileri, yarattıkları silahlı güç polisi, kaba kuvvete dönüştürdü. Aklını, işbirlikçilere kiraya vermiş insanların çıkış yolu olarak sahtekârlığı seçmeleri anlaşılıyor fakat işçilerin bugün maruz kaldıkları polis şiddeti de işçilerin akp ye oy vererek sınıflarına ihanet etmelerinin bir karşılığı olarak görünüyor. Bozulan gelir dağılımının önünde perde olarak çekilen ırk/din/cins ayrımcılığı bugünlerde aralandı birazcık...
...
Polislerin işçilerin üzerine lağım suları sıktığı da söylenmekte.. Yapmışlardır!

"...AKP hükümetinin emek karşıtı uygulamaları son günlerde tırmanışa geçti. Hak arayan işçilere, çalışanlara karşı uygulanan şiddet ve bizzat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı'nın sendikalara yönelik kabul edilemez beyanları bu emek karşıtı tutumun yeni örnekleridir.

Tekgıda-İş Sendikası üyesi 12 bin Tekel işçisi hak mücadelesi için günlerdir Ankara sokaklarında direniyor. Hükümet Tekel işçilerini 657 sayılı Devlet Memurları Yasasının 4-C maddesi kapsamına almak istiyor. 4-C statüsü yılda 10 ay çalıştırmayı öngören, düzensiz, örgütsüz, güvencesiz ve düşük ücretli bir çalışma statüsüdür. Tekel işçileri bu eğreti istihdam biçimini kabul etmiyor, güvenceli, kadrolu ve örgütlü çalışmak istiyor.

Tekel işçilerinin sesine kulak verilmeli ve 4-C ısrarından vazgeçilmelidir. Dahası halen özelleştirme mağduru olarak 4-C statüsünde çalışan onbinlerce işçi çalıştıkları kurumlarda kadroya alınmalı ve mağduriyetlerine son verilmelidir.

Hükümetin Tekel işçilerine yönelik aşağılayıcı tutumunu, “yan gelip yatma” söylemini ve emekçilere yönelik şiddeti ve polis devletini çağrıştıran uygulamalarını kabul edilemez buluyoruz. Aynı anlayışın ürünü olarak polisin, Ankara’da Tekel işçilerine sert bir şekilde müdahale etmesini ve içerisinde Tekgıda-İş Sendikası yöneticilerinin de olduğu bir grup işçinin göz altına alınmasını şiddetle kınıyoruz.

Özelleştirmenin ve kamunun tasfiyesinin acı ve yıkıcı sonuçları ortadayken, demokratik açılım projelerinin tartışıldığı şu günlerde Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da işsizliği daha da artıracak yeni özelleştirme girişimlerini, binlerce işçinin mağdur edilme hazırlıklarını ciddi bir toplumsal yıkım hazırlığı olarak görüyoruz. Hükümeti, gündemdeki şeker ve enerji sektöründeki özelleştirme girişimlerinden vazgeçmeye çağırıyoruz.

Hak arayan itfaiye işçilerine, sendikal hakları için mücadele eden demiryolu emekçilerine reva görülen uygulamaları demokratik sosyal hukuk devleti ile bağdaştıramıyoruz. Emekçilere ve sendikalara yönelik bu saldırgan ve hiçe sayan tutumun toplumsal barışı zedelediğine ve gerilimi tırmandırdığına inanıyoruz. Hükümet bu yoldan vazgeçmeli işçinin sesine kulak vermeli ve gereğini yapmalıdır.

Hükümetin emek karşıtı ve bütün dünyada iflas etmiş piyasacı ve neoliberal politikalarına karşı sendikaların ortak duruşu ve kararlılığı büyük önem taşıyor. Bu konuda en büyük görev konfederasyonumuz Türk-İş’e düşmektedir.

Türk-İş Yönetim Kurulumuzu bütün üye sendikaların ortak davranışını sağlayacak, bir kolektif mücadele hattı, politikası ve stratejisi oluşturmaya ve acilen yaşama geçirmeye çağırıyoruz. Konfederasyonumuz Türk-İş sadece üye sendikaların değil diğer emek örgütlerinin de ortak mücadele hattı etrafında birleşmesi için çaba harcamalı, Konfederasyon olmanın, ülkenin en büyük emek örgütü olmanın gereğini yerine getirmelidir.

Genel Merkezi İstanbul’da bulunan Türk-İş’e bağlı sendikalar olarak hak mücadelesi veren Tekel işçilerinin ve diğer emekçilerin yanında olduğumuzu bir kez daha ilan ediyor ve hükümeti emek karşıtı uygulama ve politikalarına son vermeye çağırıyoruz.

Ülkemizde giderek bozulmaya başlayan toplumsal barışın yeniden sağlanmasına, demokrasi, barış, eşitlik ve kardeşlik duygularının pekişmesine en önemli katkıyı emeğin birleştirici gücünün sunacağına inanıyor, herkesi sağduyulu ve demokratik olgunlukta davranışlarda bulunmaya çağırıyoruz. "
Tekgıda-İş Sendikası

Tuhaf Karakterler - 4

Başbakan:
".AKP iktidarının Başbakanı Erdoğan, yabancı devlet adamlarıyla yaptığı görüşmelerin tamamında veya bir bölümünde, görüşmenin notlarını tutacak olan ve Devleti temsil eden Büyükelçi veya temsilcisini toplantıya almamakta veya çıkartarak, yapılan konuşmaların kayda geçmesini önleyerek Devlet arşivlerine bu görüşmelerin girmesini engellemektedir ? "

Telekominikasyon İletişim Başkanı (TİB) Fethi Şimşek:
"...Yargıtay’daki telefonlardan bir tanesinin dinlenmesi için mahkeme kararı olduğunu, ancak santralın özelliği nedeniyle dinleme yapılamadığını, hakim kararındaki tedbir süresi sona ermeden sonlandırıldığını açıkladı.
Başkanlık kurulmadan önce bir ülkenin başbakanının 6 yıl hakim kararı olmadan dinlendiği, kayıtlarının ele geçirildiği ve gazetelere servis yapıldığı hususlarla ilgili olarak her nedense toplumumuzda bir tartışma yaşanmıyor. Hiçbir hakim kararı yok, bir ülkenin Başbakanı 6 yıl dinleniyor ve kimsenin kılı kıpırdamıyor
. "

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan
"... Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü'ndeki sosyal tesislerde düzenlediği basın toplantısında, görevinin ikinci yılına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Önemli açıklamalar yapan YÖK Başkanı Özcan, Danıştay’ın, katsayı kararının yürütmesini durdurmasının ardından bütün olasılıkları dikkate aldıklarını belirtti.
"Gerekirse hukuku dolanacaklarını" söyleyen Özcan, ''B planımız var, C planımız var, D ve E'ye kadar planlarımız var. Bunu baştan biliyorduk. Her şeye hazırlandık''
dedi. "

Maden Bedeli


- Bursa ili Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı Devecikonağı beldesinde özel sektöre ait bir yeraltı kömür işletmesinde 10 Aralık 2009 tarihinde grizu patlaması sonucu meydana gelen iş kazasında 19 maden işçisi yaşamını yitirdi...

6 kişinin zaten emekli oldukları fakat günde 20TL yevmiye karşılığı maden işçisi olarak çalıştıkları belirlendi.

"...Kazayla ilgili olarak yürütülen incelemeler sonucunda aşağıdaki tespitler yapılmıştır:

· Kazanın meydana geldiği ocakta kömür üretimi "yeraltı üretim yöntemi"yle gerçekleştirilmektedir. "3 vardiya" üretim yapılan ocakta yaklaşık 150 kişi çalışmaktadır. Kazanın olduğu vardiyada ise 32 işçinin görev yaptığı saptanmıştır.

· Ocağa, 220 metre uzunluğundaki desandre (eğimli galeri/yol) ile inilmekte olup kömür içinde sürülen taban yolları ile madencilikte "ayak" olarak isimlendirilen, kömür üretim alanlarına ulaşılmaktadır.

· Kömür damarının kalınlığı 9-12 metre arasında değişmekte olup, damar eğimi 20 derece civarındadır.

· Ocağın havalandırılması, ana vantilatör ve tali pervanelerle gerçekleştirilmektedir.

· Üretim yapılırken sert kömür damarında patlayıcı madde kullanılarak gevşetme yapılmaktadır.

· Ocakta her vardiyada bulunması gereken maden mühendisi sayısı yeterli değildir.

· Çalışan işçiler çevre köylerden sağlanmakta olup sendikalı değillerdir. Genellikle eğitim seviyeleri düşük olup, düşük ücretlerle çalışmaktadırlar.

· Kaza, 16-24 vardiyasında ayakta kömür üretimi yapılması esnasında ortamda bulunan grizunun (metan gazı+hava karışımı) patlamasıyla meydana gelmiştir. Grizunun patlaması ile oluşan yüksek sıcaklık ve karbon monoksit (CO) gazı çalışan işçilerin yanmalarına ve zehirlenmelerine yol açarak ölümlerine neden olmuştur.

· Grizu patlamasının şiddetiyle göçükler meydana gelmiş ve işçiler göçük altında kalmıştır.

· Yetkililerce olayın/kazanın nedenlerini belirlemek üzere bilirkişiler atanmış ve incelemeler başlatılmıştır. Ancak ilk tespitlerden olayın, çalışma ortamında belirli bir oranın üzerinde bulunmaması gereken metan gazının, bir ısı kaynağıyla (muhtemelen patlayıcı madde kullanılması sonucu) tetiklendiği ve grizunun patladığı anlaşılmaktadır.

· Kaza sonrası kurtarma işlemlerinde ciddi organizasyon ve koordinasyon yetersizliği bulunmaktadır.
"

Madencilik sektörü, doğası gereği özellik arz eden ve bu nedenle bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren dünyanın en zor ve riskli iş koludur. Maden kazaları incelendiğinde olayın; teknik, sosyal, ekonomik, eğitim, planlama ve denetim sorunları gibi pek çok nedeni olduğu görülmektedir.

Türkiye iş kazalarında dünyada üçüncü, Avrupa‘da birinci sırada yer almaktadır. Özel maden işletmelerinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri genellikle maliyet unsuru olarak görülmektedir. Maden kazaları son yıllarda belirgin olarak artmaktadır. Odamız kayıtlarına göre, 2008 yılında 43 maden çalışanı iş kazası sonucu yaşamını yitirmişken, 2009 yılında bu sayı son kaza ile birlikte 76‘ya çıkmıştır. Ancak bu sayının daha yüksek olduğu tahmin edilmekte ve hayatını kaybedenler içerisinde maden mühendisi meslektaşlarımız da bulunmaktadır. Özellikle yeraltı kömür madenciliği, işçi sayısı başına düşen kaza ve ölüm sıralamasında bütün sektörlerin başında yer almaktadır. Bu nedenle, madencilik sektörü daha yakından izlenmeli, değerlendirilmeli ve kaza önleme çalışmalarına daha fazla ağırlık verilmelidir. Odamızın her zaman dile getirdiği gibi meydana gelen bu "kazalar kader değildir". Bu acı olaylar eğer gerekli önlemler alınmaz ise periyodik olarak devam edecektir.

Özellikle 80‘li yılların başından itibaren uygulamaya konulan özelleştirme, taşeronlaşma, rodövans vb yanlış uygulamalar; kamu madenciliğini küçültmüş, kamu kurum ve kuruluşlarında uzun yıllar sonucu elde edilmiş olan madencilik bilgi ve deneyim birikimini dağıtmıştır. Yoğun birikim ve deneyime sahip olan kurum ve kuruluşlar yerine üretimin, teknik ve alt yapı olarak yetersiz, deneyim ve uzmanlaşmanın olmadığı kişi ve şirketlere bırakılması, buna ek olarak kamusal denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılamaması iş kazalarının artmasına neden olmaktadır.

Ülkemizde; yüksek risk taşıyan, kuralsız ve denetimsiz çalışan, mühendislik bilim ve tekniğinden uzak, teknik elemanın gözetim ve denetimi olmaksızın, tamamen ilkel koşullarda çalışan pek çok maden işletmesi bulunmaktadır. Bu işletmelerde her an kaza olma olasılığı mevcuttur. Bu nedenlerle;

· Sektörün özelliği göz önüne alınarak kapsamlı bir risk haritasının ilgili Bakanlıklarca hazırlanması ve denetimlerin buna göre yapılması gerekmektedir.

· Teknik nezaretçi ve iş güvenliğinden sorumlu olan mühendis ücretini, denetlemek durumunda olduğu işyeri sahibinden almakta olup bu durum mühendisin işletme ile ilgili kararlarında özgür davranmasını engellemektedir. Bu açıdan, teknik nezaretçinin ve iş güvenliğinden sorumlu mühendisin özgürce karar verebilmesi ve görevini layıkıyla yerine getirebilmesi amacıyla, ücretini oluşturulacak bir fondan alması için gerekli yasal düzenlemeler acilen yapılmalıdır.

· Kazaların önlenebilmesi için bilimsel ve teknik yatırımların yanı sıra, örgütlenmenin ve sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması, çalışma yaşamı ile birlikte çalışanların sosyal ve ekonomik yaşamlarının da iyileştirilmesi zorunludur. Ayrıca, işçi sağlığı ve iş güvenliği yatırımları teşvik edilerek desteklenmelidir.

· İş güvenliği denetiminden birinci derecede sorumlu olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, yaşanan iş kazalarının önlenebilmesi için görevlerini tam olarak yerine getirmelidir. Yasal mevzuatlarda yapılacak düzenlemelerle denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekirken, çıkarılan yönetmelikte denetimin özelleştirildiği ve ticarileştirildiği, iş güvenliği mühendislerinin görev, yetki ve sorumluluklarının net olarak tanımlanmadığı, meslek odalarının görüşlerinin dikkate alınmadığı görülmektedir.

· Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılan yeni İş Kanunu ve ilgili yönetmelikleri, madencilik sektöründe etkin denetlemenin yapılabilmesi bakımından yetersizdir ve ciddi sakıncalar içermektedir. Söz konusu mevzuat, yeniden gözden geçirilerek madencilik sektörünün özellik arz eden sorunları da göz önüne alınarak yeniden düzenlenmelidir.

· Kaza sonrası organizasyon ve koordinasyonun, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kurulacak bir birim tarafından yürütülmesi, buna ilişkin planlamaların bu birim tarafından geliştirilerek kaza sonrası yaşanan belirsizliklerin giderilmesi büyük önem arz etmektedir.

· Kazaların oluşmasına neden olan etkenlerin; ilgili kurum ve kuruluşların koordinasyonu ile birlikte en kısa zamanda masaya yatırılması ve çözümlenebilmesi için acil olarak bir eylem planı hazırlanması gerekmektedir. Ulusal ölçekte oluşturulacak bu yapının; kazaların önlenmesi için gerekli risk haritalarını çıkarması, gerekli planlamaları ve eğitimleri koordine etmesi, ilgili yasa ve yönetmelikleri tekrar gözden geçirerek sahanın ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden düzenlemesi ve iş güvenliği kültürünün geliştirilmesi için çalışmalar yapması gerekmektedir.

· Tüm maden işletmelerinde maden üretimi, mutlaka yeterli sayıda maden mühendisi nezaretinde yapılmalıdır. İşyerinde her vardiyada daimi olarak maden mühendisi bulundurmayan işletmelere üretim izni verilmemelidir.

· Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, denetim elemanı olarak yararlanacağı maden mühendisi kadrolarını çoğaltarak denetimlerini artırmalıdır.

· Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın madencilikten sorumlu birimi olan Maden İşleri Genel Müdürlüğü‘ne, yasa ile "madencilik faaliyetlerinin iş güvenliği ve işçi sağlığı ilkelerine uygun yürütülmesini takip etme" görevi de verilmiştir. Bu kuruluş, madencilik sektörünün ihtiyaçlarına yönelik olarak yeniden yapılandırılarak, iş güvenliği ile ilgili denetim birimini oluşturmalı, personel kadrosu gerek nicelik gerekse nitelik bakımından geliştirilmelidir.

· Maden Mühendisleri Odası‘nın görevi ve yasal hakkı olan mesleki denetimin engellenerek üye denetimini yeterince yapamaması da sorunların çözümünü zorlaştırmaktadır. Bu çerçevede gereken yasal düzenlemeler zaman geçirilmeden yapılmalıdır.

· Her işletmede risk değerlendirmesi yapılmalı, değerlendirme sonucunda çalışması uygun olmayan işletmeler kapatılmalıdır.

Bundan önce olduğu gibi "gerekenler yapılacaktır" gerekçesinin arkasına sığınılmadan gerçek sorumlular belirlenmeli, maden mühendisleri, teknik nezaretçi ve bazı çalışanlar günah keçisi olarak seçilmemeli, olayın gerçek sorumluları vicdani ve hukuki gereklilikleri yerine getirmelidir. "


Maden Mühendisleri Odası

Cumhurbaşkanlığı



Cumhurbaşkanlığı forsunu da Abdullah Gül ve karısı beğenmemişler, değiştirmişler. Herhalde insanın kendini/haddini bilmemesi böyle bir şey.

Yunanistan Başbakanı bugün ekonomik kriz için aldıkları önlemleri açıkladı. Dikkat çeken önlemlerden birisi, başbakan, bakanlar ve milletvekillerinin maaşlarının dondurulması.

Türkiye de ki hasbelkader Cumhurbaşkanı seçilmişin harcamaları hâlâ sorgulanmaya muhtaç. Ayrıca ordan burdan, şundan bundan, utanmadan aldıkları hediyeler(?) de herkesin midesini bulandırmakta.

Harcamalarının bir kısmını ilân etmişler. Şöyle ki:

...

1-Cumhurbaşkanlığı Tarabya Yerleşkesi’nde tadilat ve dekorasyon işlerine: 6.400.000TL

2- Cumhurbaşkanı ve ailesi tarafından kullanılacağı için bütün vergilerden muaf tutulan Villeroy&Boch porselenlerine toplam 623 bin TL peşin olarak ödendi. Porselen takımın muaf tutulduğu Gümrük Vergisi, Özel Tüketim Vergisi ve KDV’si eklendiğinde gerçek değerinin 1 milyon TL’yi aştığı belirtildi.
1.000.000 TL

3- Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde hizmet binası bürolarının bakım ve onarımına, ;
* Halen devam eden gayrimenkullerin bakım ve onarımı için toplam bir milyon 443 bin YTL (1.443.000 TL) harcandı. Bu paranın, 704 bin 486 YTL'si hizmet binasına, yaklaşık 704 bin YTL'si ise büro bakım ve onarımına gitti. Köşk'ün araçlarının bakım ve onarım gideri 486 bin 459 YTL oldu. Perde, mobilya gibi eşyaların yer aldığı tefrişatın, bakım ve onarımı için 51 bin 152 YTL'lik harcama yapıldı.

Diğer masraflar ise şöyle:

ZIRHLI ARAÇ: Cumhurbaşkanı Gül'ün kullandığı zırhlı aracın da içinde yer aldığı "Kara Taşıtı Alımları"na bir milyon 203 bin 361 YTL harcandı. (1.203.361 TL)

ELEKTRİK ÇARPTI: Köşk'ün bütçesinde "Enerji alımları" dikkat çeken "yüksek" bir harcama kalemi olarak yer aldı. Köşk, bu başlık altında yılın ilk on ayında toplam 1 milyon 783 bin 937 YTL'lik (1.783.937 TL) alım yaptı. Bu tutarın 822 bin 489 YTL'lik kısmını elektrik, 871 bin 234 YTL'sini akaryakıt ve yağ, 90 bin YTL'sini ise doğalgaz faturası oluşturdu.

GİYİM-KUŞAM: Çankaya Köşkü, bu yılın ilk on ayında giyecek alımlarına 32 bin 531 YTL (32.531TL) harcadı. Yiyecek, içecek ve yem alımlarında da aynı miktar faturalandırıldı. Giyecek alımları (kişisel kuşam ve donanım dahil) olmak üzere 16 bin 719 YTL oldu.

BAHÇEYE SERVET: Köşk'ün "Özel malzeme alımı" başlıklı kaleminde ise güvenlik ve savunmaya yönelik harcamaların dışında bahçe malzemesi alımları ile yapım ve bakımına yapılan gider dikkat çekti. 8 bin 413 YTL'yi (8.413TL) güvenlik ve savunmaya harcayan Köşk, bahçe malzemeleri alım, yapım ve bakımına toplam 391 bin 700 YTL (391.700TL) harcadı.

TELEFONA AYLIK 30 BİN YTL: Köşk, haberleşme hizmetlerine bu yılın ilk on ayında 385 bin 57 YTL (385.057TL) harcadı. Bu tutarın önemli bir kısmını telefon faturası oluşturdu. Köşk on ayda telefona 297 bin 502 YTL harcadı. Köşk'ün aylık telefon faturasının yaklaşık 30 bin YTL olduğu ortaya çıkıyor. Haberleşme giderlerinin 74 bin 162 YTL'sini "Abonelik giderleri" oluşturdu. Köşk bu başlık altında uydu haberleşmesi için 2 bin 821, hat kirası için 3 bin 383 YTL'lik fatura ödedi. Haberleşme giderleri arasında bin 496 YTL ile posta ve telgraf giderleri de yer aldı.

EĞİTİM DERNEKLERİ UNUTULDU: Cumhurbaşkanlığı, bu on ay içinde kar amacı gütmeyen kuruluşlar ile derneklere de yardım yaptı. Adları açıklanmayan ve "cari transferler" kalemi içinde yer alan bu harcamalardan "Kar amacı gütmeyen kuruluşlara" 195 bin (195.000TL) , dernek, birlik, kurum, kuruluş ve sandıklara 45 bin YTL (45.000TL)ödeme yapıldı. Eğitim amaçlı transferler ise sıfır oldu.

GAZETEYE GÜNDE 200 YTL: Cumhurbaşkanlığı Köşkü, "periyodik yayın alımları" için bütçe ödeneğinden Ocak-Ekim aylarında 61 bin 224 YTL (61.224TL) harcama yaptı. Bu harcama kalemine göre Köşk, günlük gazete, haftalık ve aylık dergilerin alımı için günde 202 bin YTL harcama yapıyor.

KÜLTÜRE "SIFIR" HARCAMA: Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün on aylık harcama cetvelinde, çok sayıda kalemin karşısında "0" ibaresi de dikkat çekti. Hiç harcama yapılmayan kalemlerin arasında "kültür varlığı yapımları ve alımları ve korunması", "Eski eser alım ve onarımları", "Tablo-Heykel yapım, alım ve onarımları", "Bilgisayar yazılımı alımları", "Sabit iş makinesi alımları" ve "Yangından korunma malzemeleri alımları" yer aldı. "


Yanlış toplamadıysam: 10 ayda 13milyon eski lira ile 13 trilyon harcamışlar eğer bu söyledikleri miktarlar doğruysa tabii...bence 1/10'unun hesabını yazmışlardır.

Bu aldıklarının daha doğrusu aldırdıklarının çoğunu da zimmetlerine geçirdiklerini düşünmekteyim. Evet itimat telkin etmiyor bu insanlar.

Kara Bush'a Nobel Verilmiş(?)




1980 yılında Nobel Barış Ödülü'nü kazanmış olan Adolfo Pérez Esquivel tarafından, ödülün bu seneki sahibi Barack Obama'ya ithafen kaleme alınan makalenin özeti;
"...İşe yaramaz kahramanlarla hiçbir yöne doğru süren savaşlarda Kuzey Amerikalı, Britanyalı ve öteki ülkelerden kaç asker öldü ve ölecek? Irak'ta, Afganistan'da savaş bitene kadar ve henüz başlamamış savaşlarda.

İstilacı ülkelerin ölüleri sayılmakta, fakat işgale maruz kalan ülkelerin ne kaybettikleri, nelerin yok olduğu, kaç insanın öldüğü bahsi geçmemektedir. Ölen binlerce kadın çocuk geçiştirilmekte, NATO'nun yağma ve yıkımıyla, kıyıma uğratılan nüfus, yakıp yok edilen insanlık, maddi varlıklar, tarih ve kültür mirasları, geçmiş ve gelecekleri ile birlikte silinen yüzyılları.

Bütün bu yıkım ve ölümler özgürlük ve demokrasi adına gösterilmekte, ülkeleri diktatörlüklerden özgürleştirme olarak tanımlanmaktadır.

Kuzey Amerika Birleşik Devletleri yakın tarihe kadar tek tek ülkeler vasıtası ile öteki ülke politikalarını uygulamakta idi. 8 yıl süren İran-Irak savaşı bunun bir örneğidir. Irak İran'a karşı ABD'nin bir savaş gücü olma rolünü yerine getirmişti. Bugün gelinen noktada ise artık NATO Müttefikleri ABD'nin dünya üzerindeki hegemonya gücü olarak bulunmaktadır.

İngiltere Başbakan'ı Gordon Brown, Afganistan'da öldükten sonra onurlandırılan 221 askerinin şeref madalyalarını verirken, daha fazla asker göndereceğinin sözünü de verdi.

Birleşik Devletler dünyanın değişik yerlerinde ölen askerlerini anıyor. Ailelerine veya dul eşlerine madalyalarını ve nasıl kahraman olduklarının hikayelerini gönderiyor. Fakat ne için öldükleri konusunda bir açıklama yapamıyorlar. Geriye faydasız kahramanların anıtları kalıyor.

Gizli işlerlikleri ise silah tekellerine olan hizmetleri, askeri endüstri tesislerini güçlendirmek, imparatorluğun hegemonya alanlarını genişletmek…

Öteki halkların uğradıkları yıkım, sefaletin yok ettiği hayatlar ise ne Pentagon, CIA, devlet kurumlarında, ne de diğer Nato ülkelerinde herhangi bir kayda değer anlam taşımaz.

İşte bu insanın ikiyüzlü saçmalığıdır.


Yunan mitolojisinde Olimpos Dağı'nın eteklerinde omuzlarında ağır bir kayayı tepeye çıkaran Sísifo her defasında tam sona ulaşmakta iken, tekrar baştan başlaması ile günümüz insanını
temsil eden bir anlama sahiptir.

Albert Camus, Sísifo karakterini, başlığa konu olan "işe yaramaz kahraman" olarak ele alır. Hiç bir amaca yönelik savaşların işe yaramaz kahramanları. Devletlerin, egemen sistemin ve günümüz modern insanının durumu.

Aynı yolu tekrar geçtiğini üç saniye sonra unutup tekrar aynı sona doğru ilerleyen insan figürü. Vadiyi aşıp tepeye ulaştıktan sonra kendini dağın eteklerinde yeni başlıyor olarak bulması.

Sísifo'ya bu cezayı tanrıların kralı olan Zeus'un verdiği bilinmektedir. Fakat ABD ve NATO müttefiklerine bu cezayı kimin verdiği ise bilinmemektedir.

İnsan akılsızlığının en büyük kazanımı olan tekrar etmek: saçmalığın tekrarı. Bu şekilde Kuzey Amerika Birleşik Devletleri kaçıncı kez Vietnam'ı tekrar ediyor?

Özgürlük özgürlüğe dair her şeyi ortadan kaldırmakla bir anlamdır. Başka halklara boyun eğdirmek, teslim almak, birçok yükümlülük altında bırakmak.

Bütün dünyanın gözleri önünde ve Birleşmiş Milletler tanıklığında Gazze şeridinde Filistin Halkı'na karşı İsrail Ordusu'nun işlediği savaş ve insanlık suçları.

Ve aynı şekilde Kolombiya'da, İsrail ve Kuzey Amerika Birleşik Devletleri paramiliter gruplarının halka karşı işledikleri suç ve cinayetler, belirsizlik üreten narko-terör ve uyuşturucu trafiği, bu uğurdaki ölümler, sosyal ve yapısal şiddet ve tecavüzün faydasız kahramanları olarak karşımıza çıkmakta.

Kuzey Amerika Birleşik Devletleri, Demokrasi adı altında; istila etmekte, işkence yapmakta, gasp etmektedir. Tehlikeli, zararlı veya düşman olarak adlandırdıklarını yok etmek, sivil nüfusun katledilmesi sıradan olaylar haline gelmiştir. Katledilen binlerce kadın, çocuk ve sivil nüfus bu tehlikeli ve zararlı sınıflaması içinde bulunmaktadır.

Bunların hiçbirisi haber ve iletişim araçlarında yansımaz. Ne BBC, CNN de, ne de istatistiklerde bulunmaz. Kendileri haricinde yok olanlar kimse değillerdir. Hiç kimse olarak göz önünde bulundurulurlar. Bu nedenle konusu da olmaz.

Kuzey Amerika Birleşik Devletleri, Büyük Britanya ve NATO müttefiklerinin ölen askerleri aslında hiç bir kahramanlık vasfı taşımazlar. Sahip olabilecekleri en iyi unvan yağmacılıktır. Yak, yık, yağmala, tahrip et, öldür. Askerler savaşa neden gittiklerini bilmezler. Basitçe öldürmek veya ölmek içindir. Kazandıkları tek şey yabancı topraklarda öldükten sonra ölü vatandaş unvanı almalarıdır.

Hayatta kalanlar veya sakatlananlar sadece korku ve dehşet bakışlarına sahip, ölen öbür gençleri hatırlayarak yararsız kahramanlıklarına anlam vermeye çalışırlar.

Başkan Obama aldığı Nobel Barış ödülünün hakkını vermesi için önce silah tekelleri karşısında kendi boyunduruğunu çıkarıp atması gerekir. Savaşları sona erdirmek acil bir zorunluluktur. Dünyanın ve kendi halkının talebi de budur. Daha büyük yıkım ve sefaletleri önlemek için bu onun mecburiyetidir. Başka halkları yok etmek için asker göndermeye devam edilemez. Bu adil değildir. Ahlak dışıdır. Bütün insanlığa karşı bir tutumdur.

Diğer durumda, birliklerin kendilerini savunabilmek için ne bir tılsımı ne de adil ve haklı bir nedenleri vardır. Her defasında daha ağır bir yükü omuzlama döngüsünü bir düşünce ile ve hedefle açıklamak mümkün değildir. Bunun için tarihin rotasında Kuzey Amerika Birleşik Devletleri bir yıkılış ve kaybedilen savaşlar toplamı olmaktan kaçamaz
."

Çeviren ve düzenleyen: Turgay Turgut

Ay Yıldız
















Belediye "Oto"parkı...



Yaya yolunu, çarşının ortasını belediye çalışanlarının/gelen giden torpillilerin/ipini koparanın otoparkına çeviren zihniyetin yapacağı kamu yararına bir iş olabilir mi?
Sadece ambulansların zabıta araçlarının girebildiği bir yere şimdi kendini önemli sayan/saydıran herkes park edebiliyor.
Bizim için bu insanlar "öteki"dir. Aşağılarım. Çünkü böyle bir davranışı asla yapmayız, yapmam! Biraz ilerde otopark var. Oraya gidip park eden bizler enayiyiz bunlar akıllı bıdıklar! Büyükşehir flamasını ön camına takmış, resmi plaka ile yayaların geçtiği yerin ortasına getirip aracını koymuş bu her kimse kınıyorum! Bu kişinin herhangi bir iyi iş yapabileceğini de sanmıyorum. Anca homini gırtlak yapıyordur... muhtemelen!

Özyayla




Özyayla, epey dağınık çalışıyorlar, kapılarının önündekilerle en birinci market düzenlemesini kazanamazlar, içerde yerleşim de âlâ değil, kasiyerler kışın üşümekteler. Velhasıl iyi bir mimara gereksinimleri var farkında değiller... bu hizada bir de tahin-pekmez satan bir yer var. Muhteşem!

Ulus Pastanesi



Şekerlemeleri, ezmeleri, naneli şekerleri, cevizli sucuğu, vs vs ağzımıza lâyık yaparlar.
Bu arada! Adı Türkçe olmayan abidik gubidik isimli işyerlerinden hiç bir şey almıyoruz.

Süthaneler...


Eskiden Sütaş da; Sütmanlar gibi Çamlıca Süthanesi gibi alışveriş yaptığımız, peynirlerini, yoğurtlarını beğendiğimizdi...
Şimdi ise Sütaş ürünlerini almıyoruz, biraz beğenilince hemen yoğurtları bozuldu, ayranlar sulandı, kendini de gitti yabancılara sattı. Güle güle...daha bir çok kendini satmayan, ürünlerini bozmayan süthanelerimiz var!

Bahar Süthanesi...


İki tane Bahar Süthanesi oldu artık. Kapatılan ve üzerine "karşıya taşındık" yazanın önünde karnemi düşürmüştüm. :)) ortaokula giderken, karnelerin verilidiği gün, yarıyıl, şubat ayı, müthiş bir yağmur vardı ve karneyi mantomun içine koymuştum...laylaylom eve giderken -çünkü teşekkür almışım- evde böbürlenerek gösterecek iken o ne? Karne yok. Gerisin geriye geldiğim yolu koşarak giderken bu süthanenin önünde ıslanmış bir halde hem karne hem teşekkür duruyordu. Şimdi gülüyorum fakat o gün kahrolmuştum. Karne ve teşekkür sırılsıklam, kuruyunca daha da beter olmuşlardı.

Neyse!

Ülkü Pastaneleri...


İki tane Ülkü Pastanesi var. Bir tanesi Maksem Caddesinde diğeri Kağan Parfümerinin yanındaki.. Marshall pastalarının ve de ekler/profiterol pastalarının, minik tahinlilerinin, kuru pastalarının tadına doyum olmamaktadır... profiterol diyorlar fakat bildiğimiz profiterol değil, değişik bir şey işte!
Kağan'ın yanındaki cephe olarak biraz daha alımlı, bir apartmanın alt katında, cadde üzerinde olan ise daha sakin, Bursa evinin alt katında, daha geniş hacme sahip gibi görünmekte... fakat sokağa bakan cephesi boyuna olduğundan bu etkiyi yapıyor.

Türk Ruleti

Aynı koşullarda "genellikle" aynı sonuçlar alınır.
1919 koşullarını yaratanların niteliklerine daha doğrusu niteliksizliklerine sahip olan hükümet, cumhurbaşkanı ve destekçileri emperyalistler tarafından görevlendirilmiş, Türk yurdunu değil çıkarlarını gözetiyorlar ise 1919 koşullarına geri dönülür. Bu bir kesinliktir.
Hükümet, cumhurbaşkanı ve diğer bürokratik kadrolarda, askerler de dahil büyük bir yozlaşma görülmekte;
- Kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarından önde görme zaafiyetleri, rüşvet ve çıkar sağlayanların yaptıklarının sıradanlaşması, olağan karşılanması.
- Niteliksizlerin ön planda olması, yönetici durumuna gelenlerin yakınlarını kayırmaları niteliksizliğin temelini oluşturmakta, misal; imamların teknik bilgi sahibi olunması gereken görevlere yerleşmeleri.
- Suça meyilli olanların, hatta suçluların hükümet tarafından olumsuz işlerini yaptırma amaçlı kollanması, hükümeti oluşturan kurumların adeta suç örgütü niteliğine sahip olması.
- Toplumsal yarar konusunda duyarlı olanların psikolojik olarak yıpratılmaları, misal rüşvet almayanların enayi olduklarının hissettirilmesi. Öldürülen askerlerin boşuboşuna öldükleri, "dağda gezmeselerdi ölmezlerdi" düşüncesine sahip olanların açıkça ifade etmeleri.
- Kavram kargaşası yaratarak vatansever ve milliyetçi olmanın olumsuz bir özellikmiş gibi tanıtılması. Halbuki olumsuz milliyetçilik Hitler faşizmini yaratır elbette fakat olumlu milliyetçilik de Alman sanayisi ve endüstrisini yaratır.
- Kürtlerin kalkışmasını önlemek amaçlı sonuca götürecek bir eylemin yapılmaması, hükümetin adeta Türklerin olmadığı bir Türkiye istediğini davranışlarıyla belli etmesi. Türklerde evlat acısı, kendini Kürt olarak tanımlayanlarda artık kuyruk acısı oluştuktan sonra hâlâ kardeşlik türküleri çağırılması. Ya mübadele ya da vatandaşlıktan çıkarma gibi radikal çözümlerin konuşulması gerekirken, devlete karşı kalkışanlarla pazarlığa girişilmesi...zaafiyet gösterilmesi.
-Ekonomik krizin mutlaka sosyal krizlere yol açtığı bilnmesine rağmen, ekonomik krizi körükleyecek davranışların hükümetçe sergilenmesi.
- Hukukun saygınlığını yitirmesi, kanunların bile uygulanmaması, suçluların yönetici oldukları ve kendilerini kurtarmak uğruna adalet ve güvenlik konularını, ulusal güvenliği tehlikeye atacak boyutlarda hırpalaması.
- Ergenekon demek Türk demek olmasına rağmen, bu kutsal sözcüğü kirletmek ve kötü çağrışımlara neden olmasını sağlayacak durumların oluşturulması, ordunun itibarının ve şerefinin silinip atılması.
- Olumsuzlukları körükleyen hükümetin, sınıf çatışmalarını ırk, mezhep çatışmalarına dönüştürme gayreti içinde olanların suçlu ve hilekâr olduklarının görülmeyecek bir şekilde çarpıtılan haberlerin toplumsal dokuyu, düşünceyi zedelemesi, yolsuzlukların, çarpıklıkların haber yapılmaması dolayısyla toplumun haberdar edilmemesi...vs vs vs
Bütün bu olumsuzlukları daha önceden yaşayan bir toplumun, tarih bilinci gelişmiş olmayınca tekrar tekrar aynı hataları yaparak farklı sonuçlar ulaşması olası değildir.
1919 yılının 2009 yılı modelinde farklılıklar;
- Atatürk'ün niteliklerine sahip bir önderimiz yok fakat cumhuriyete inanan bir çok Atatürk gibi düşünenler var,
- Toplum birazcık daha eğitimli...yani okur yazar arttı,
- Din ile kandırılanların sayısı nüfusa oranla bira daha az...en azından akp ye oy vermeyen %50 den fazla seçmen var,
Tv'leri seyrederek ve güdülenmeyle değil, kendi okudukları ve yorumladıkları ile karar verebilecek, sorgulayabilen, kişiliğini geliştirmeye çalışan, okuyan ve doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini, suçlu ile suçsuzu ayırt edebilme yeteneğine sahip yurttaşların çoğalmasını dilemekten başka yapılabilecek bir şey şu anda görünmüyor.

Ebu Menuçehr Camisi - Kars


"...1064 Yılında Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Anı Kentini fethetmesinden sonra Anı Beyi olarak atadığı MENUCEHR tarafından 1072 yılında dikdörtgen planlı iki katlı olarak yapılan caminin tavanında Selçuklu dönemi yıldız motifleri mevcuttur. Sekizgen köşeli minareye 99 basamaklı merdivenle çıkılmaktadır. Minarenin üzerinde kufi yazı stili ile “Bismillah” yazısı bulunmaktadır. Sekizgen minare Orta Asya Türk Mimarisinin izlerini taşımaktadır. Camii Anadoluda yapılan ilk Türk Camisidir."
...
"...İç Kale’ye giden yol üzerinde bulunan ve Arpaçay’a bakan yamaçta inşa edilen cami planı bilinen ve günümüze kadar ayakta kalabilmiş Anadolu’daki en eski Selçuklu dini eseridir. Mihrabı bulunmayan caminin iç duvarındaki bir oyukluk kıblenin yönünü gösterir. 1906'ya kadar yakında oturan köylüler tarafından kullanılmış olan cami, aynı yıl Rus arkeolog Nikoli Marr'ın kazı bulgularını barındırmak üzere bir müzeye çevrilmiş olsa da, 1990’ların sonuna kadar yağmalanmaktan kurtulamamıştır. "

Fener Işığında Gölge Oyunları


"...AKP Hükümeti, gözünü enerjiye dikmiştir. Enerji alanında özelleştirmeler yoluyla yandaş sermaye gruplarına rant aktarımı yapılmaktadır. Adıyaman-Kahramanmaraş elektrik dağıtımının 13 yıl önceki ihaleyle devredilmeye çalışılması aşamasında yandaş sermaye grubunun alıcı şirkete sokulması için uğraşıldığı tespit edilmiştir. Benzer uygulamaların diğer dağıtım özelleştirmelerinde de yaşandığı görülmektedir. Hatta bu hükümet döneminde yapılan özelleştirmelerde, ihale şartnamesi yoluyla, "alıcı şirketin ortaklık yapısına müdahale edilebilmesinin", kural haline getirildiği ortaya çıkmıştır. Nitekim son devredilen Meram Elektrik Dağıtımı‘nda ihalede en yüksek teklifi veren ve ÖYK kararıyla bölgeyi devralmasına karar verilen şirket başka, alıcı şirketin ortaklık yapısı ise başka hale getirilmiştir.

Özelleştirme bütünüyle ideolojik bir argümandır ve sermayeye kaynak aktarımından başka bir şey değildir. Siyasal iktidarlar da kendi yandaş sermaye gruplarının yaratılması ve bu gruplara kaynak aktarımı için özelleştirmeyi bir araç olarak kullanmakta, bunun için "Ali Cengiz oyunlarına" başvurmaktan da çekinmemektedirler. Türkiye‘de bugüne kadar yaşanan özelleştirme örnekleri bu gerçeği yeterince açık bir şekilde ortaya koymuştur.

Elektrik; üretim, dağıtım ve iletim hizmetiyle bütün olarak bir kamu hizmetidir ve kamu yararına yönetilmesi gerekir. Yandaş sermaye gruplarına kaynak aktarımının bedelini özelleştirmeler sonrasında halk faturaları aracılığıyla ödemektedir. Enerji alanındaki özelleştirmelerin halka yansıyan yüzü işsizlik, pahalı elektrik, elektrik alanında yatırım açığıdır. AKP‘nin sermaye düşkünlüğü, enerji alanında, en ucuz üretim yapan kamu hidrolik santrallarının çalıştırılmamasına kadar varmıştır. Gelinen aşamada kamunun santralları çalıştırılmamakta, şirket santralları ise karaborsa üzerinden pahalı elektrik satışına devam etmektedirler. Enerji alanındaki bu uygulamaları karşılığında AKP Hükümeti Dünya Bankası tarafından dış borç ödemesinde kullanmak üzere verilen kredi ile ödüllendirilmektedir. Ancak tarih önünde ve kamuoyu nezdinde AKP Hükümeti mahkum olmaktadır. Derhal elektrik alanındaki özelleştirme uygulamalarına son verilmeli; elektrik hizmeti, siyasal bağlantılardan uzak, kamu yararına yönetimi sağlayacak bir yapılanmaya kavuşturulmalıdır. EMO olarak sürecin takipçisi olduğumuzu, hukuki yollar başta olmak üzere her platformda mücadelemizi sürdüreceğimizi belirtiriz.
"