'Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır...Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur... Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.'
Mustafa Kemal Atatürk

İhale Yasası neden elli defa değiştirildi?

Türkiye’de siyaset Hazine’den para hortumlamanın bir diğer adıdır. Dünya Bankası’nın Türkiye’deki kamu ihale düzeniyle ilgili 2001 tarihli bir araştırması bunun kanıtıdır.
Hesap şöyle: Devletin satın aldığı mal ve hizmetlerin tutarı gayri safi milli hasılanın yüzde 16-18’ine tekabül ediyor.
Ata Yatırım’ın tahminine göre, bu yıl gayri safi milli hasıla 972 milyar YTL olacak. Bunun yüzde 18’i 185 milyar YTL eder.
Bu paranın külliyetli bir bölümü ihale düzeninin çarklarından geçerek rüşvet halinde siyasetçilerin ve bürokratların ceplerine giriyor.
Kaç para tahminen? Bunun cevabı da Dünya Bankası’nın raporunda var. Rapor, Ankara Sanayi Odası tarafından yapılan bir araştırmaya dayanarak, devletin ihaleler aracılığıyla harcadığı paranın yüzde 15’inin rüşvet olduğunu belirtiyor. 185 milyar YTL‘nin yüzde 15’i yaklaşık 28 milyar YTL eder.
Yüzde 15 küçük ölçekli ihaleler için doğru olabilir. Ama baraj vesaire gibi pahalı yatırımlarda toplam harcamanın belki de yarısı işi tezgâhlayanlar arasında bölüşülmektedir. Bir örnek: Formula 1 pisti ve tesislerinin yapımı 60 milyon dolara çıkacaktı. Son maliyet 300 milyon doların üstündedir.
Belediyelerde dönen dolaplardan elde edilen muazzam rant Dünya Bankası’nın hesaplarına dahil değil.
Yüzde 80’i cebe
Türkiye, Avrupa’daki en kötü gelir dağılımına sahiptir. Servet çok küçük bir azınlığın elindedir. Bankalardaki tasarrufların yüzde 65’i tasarruf sahiplerinin yüzde birinin hesaplarındadır. En üst gelir grubu gayrimenkul gelirlerinin yüzde 70’ini, faiz ve kâr gelirlerinin yüzde 80’ini cebine atıyor.
Devlet ihaleleri ve satın almaları bu adaletsizliği besleyen en önemli olgulardan biridir.
Devletler satın almalarını ihale yasaları çerçevesinde yaparlar.
2001 krizinden önce Türkiye Avrupa’daki en laçka ve yoz ihale sistemlerinden birine sahipti. İhale süreci şeffaf değildi.
İhalelerin çoğu en ehil veya işi en ucuz yapacaklara değil, dişli politikacıların ve bürokratların akraba ve ahbaplarına veriyorlardı.
Neredeyse bütün ihaleler “davet usulü” diye bilinen bir yöntemle yapılıyordu. Sadece idare tarafından davet edilenlerden teklif alınıyordu. İlgili herkes hangi şirketin ihaleyi alacağını, hangilerinin dolgu malzemesi olduğunu biliyorlardı. Rüşveti de ihtiva eden ihale fiyatı daha ihale açılmadan belirleniyordu.
Bu yöntem ihalelerin “adres gösterme” şeklinde yapılmasına olanak veriyordu. İhale şartları katılımı asgariye indirecek şekilde kaleme alınıyor, belli adresteki bir şirkete adeta “İhaleyi sana verdik” deniyordu.
İtiraz mümkün değildi
Para olmadan işler ihale ediliyor, birçok inşaat yıllarca sürüncemede kalıyordu. Şikâyet edecek doğru dürüst makam yoktu. Rüşvet alanların, yolsuzluk yapanların yaptıkları yanına kâr kalıyordu çünkü bunlarla mücadele edecek yasal düzenlemeler eksikti veya yoktu.
Bu soygun düzenine itiraz etmek de mümkün değildi. Ağzını açan şirket bir daha hiçbir ihaleye çağrılmayacağını bildiği için susuyordu.
Dünya Bankası 1997’de bir ihale durum değerlendirmesi yaptı. Eksikliklerin giderilmesi için önerilerde bulundu. O zamanlar iktidarda bulunan Mesut Yılmaz hükümeti bunları reddetti ve eski düzen devam etti.
Türkiye, 2000 kriziyle iflasın eşiğine gelince, Bülent Ecevit Koalisyonu Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası’ndan yardım istedi. Yardım şarta bağlı olarak ayarlandı. Bu şartlardan biri ihale düzenini değiştirmek, uluslararası standartlara çekmekti.
Politikacılar ve bürokratlar en büyük rant kapısını kapatacak bu değişikliğe karşı çıktılar. Ama IMF bastırdı. Yardımı keserim tehdidinde bulundu. İflası göze alamayan hükümet 2002 Ocak’ında yasayı Meclis’ten geçirmek zorunda kaldı.
Ama hiçbir zaman uygulamama niyetiyle. Daha mürekkebi kurumadan koalisyonu yasadaki ilk ve en büyük gediklerden birini açtı.
(Bu koalisyonun diğer kahramanları hatırlayacaksınız: Yüce Divan’da yargılanmış olan Mesut Yılmaz ile Bayındırlık Bakanı Yüce Divan’da yargılanmış olan Devlet Bahçeli.)
İhale Yasası neden elli defa değiştirildi?
AKP’nin 2002 Kasım’ında iktidara gelmesiyle ihale düzeninin birkaç ayda bir değiştirilmesi dönemi açıldı.
Kamu ihale düzenini laçkalaştırıldı, keyfileştirildi, şeffaflığı bozuldu, uluslararası standartlardan uzaklaştırıldı.
Keyfilik, rüşvet, yolsuzluk, eş dost akraba kayırmayı önlemek amacıyla kurulan barikatların çoğu kaldırıldı. 2002 öncesine dönüldü. Haksız kazanç kapıları yeniden açıldı.
Kamu yararına olmayan birçok kanun değişikliği gibi bu değişiklikler de hemen hemen itirazsız, gürültüsüz, gözden ırak meydana geldi.
CHP ve MHP değişikliklere karşı ses çıkarmadı. Muhtemelen farkına bile varmadılar veya önemini anlamadılar.
TÜSİAD, TOBB, Müteahhitler Birliği, mimar ve mühendis odaları ve diğer sivil toplum kuruluşları da ağızlarını açmadı. George Soros’tan kısmen yolsuzluk konusuna göz kulak olması için hibe alan TESEV de üç maymunları oynadı.
AKP kamu ihale sisteminde 50’ye yakın değişiklik yaptı.
Değişikliklerden 14’ü doğrudan Kamu İhale Yasası üzerinde yapıldı. Üçü Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na monte edildi. Diğerleri Kamu İhale Yasası’na başka yasalarla getirilen istisnalardır. Örneğin, Petrol Piyasası Kanunu ile petrol ve doğalgazla ilgili projelerin Kamu İhale Yasası’na uyma zorunluğu ortadan kaldırıldı. Boru hattı, rafineri, vs... projelerin ihale yapılmadan iktidara yakın şirketlere verilmesinin yolu açıldı.
Başbakan’ın damadının CEO’su olduğu Çalık Holding, Samsun-Ceyhan boru hattını ve Ceyhan rafinerisini bu imtiyazdan faydalanarak kasasına attı.
Yapılan değişikliklerle belediyeler, toplu konut yapımı, askeri alımlar, vs... yasanın çerçevesinden çıkarıldı, ihaleyi yapanların keyfine tabi kılındı.
AKP bu günlerde Kamu İhale Yasası’nı 15’inci defa değiştirmeye hazırlanıyor. Buna öldürücü darbeyi vurmaya hazırlanıyor demek belki daha doğru olur.
Kamu İhaleleri Kanunu ile Kamu İhaleleri Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı* bugüne kadar yasa üzerinde yapılan en kapsamlı değişikliklerden birini içeriyor.
Tasarının gerekçesine göre, değişikliklerin nedeni, Avrupa Birliği yasalarında son zamanlara yapılan “önemli değişiklikler”e uyum sağlamak. Gerçekten değişiklik tasarısında “çerçeve anlaşmaları, dinamik alım sistemi, elektronik ihale” gibi sistemimizde bulunmayan yenilikler var.
Ama bunlar ne yapılan en önemli “yeniliklerdir” ne de göz boyamaktan öteye bir anlam taşıyor.
Esas “yenilik” eski düzene dönüşe devamdır.
Eski düzenden kasıt, 2001 krizinden önceki düzendir. CHP, MHP, ANAP ve Adalet Partisi iktidarlarını kapsayan bu dönemde kamu ihalelerinin hemen hemen hepsi ihalesiz veya göstermelik ihalelerle iktidarın kayırdığı kişilere veriliyordu. Yani bu âlem sadece AKP’ye has değildir. İktidardayken bal tutup parmağını yalamayan parti yoktur.
2002’de kurulan yeni kamu ihale düzeninin amacı, bu soygun düzenini sona erdirmekti. Ama kamu yatırımlarının ve ihalelerinin uluslararası standartlarda, şaibe ve yolsuzluğa yer bırakmadan yapılmasını sağlayan tuğlalar birer birer sökülerek sistem delik deşik edildi.
AKP’nin Meclis’e sunduğu son değişiklikler arasında en öldürücü olanı, “davet usulü” ile yapılan ihalelerin kapsamının genişletilmesidir. Davet konusundaki inisiyatif de genişletiliyor, belirsizleştiriliyor. Uzman olmayanlar için bunun anlamı şudur: Hükümetin istediği şirkete istediği projeyi verme özgürlüğü genişletiliyor. Artık eskisinden çok daha fazla iş ihalesiz veya göstermelik ihalelerle yapılacak. İktidarın yandaşları daha kolay iş alabilecek.
Bakalım bu ve bunun gibi sistemi iyice alaturkalaştıran değişiklikler de bundan öncekiler gibi uysal bir sessizlik içinde mi kabul edilecek?
İhale Yasası neden elli defa değiştirildi? - Metin Münir